MADENCİLİK SEKTÖRÜNDE İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ

I-GENEL PROFİL
Madencilik, değerli mineraller veya diğer jeolojik materyallerin elde edilmesi için yapılan yeraltı ve yer üstü çalışmalarının genel adıdır. Çıkarılan bu cevherler arasında metaller, kömür, taşlar, kalker, kaya tuzu, çakıl ve kil gibi maddeler bulunur. Madencilik, bir laboratuvarda, fabrikada veya yapay tarımsal süreçler yoluyla yetiştirilemeyen ya da oluşturulamayan maddelerin elde edilmesi için gerekli bir işkoludur. Yer altındaki mineraller, madenler ve taşlar pek çok endüstride ham madde veya ara madde olarak kullanılmaktadır. Madencilik, bugün gelişmekte olan pekçok ülke için en büyük gelir ve döviz kaynağıdır. Ne var ki, bir taraftan da madenlerin değerli olması ülkelerin ve toplumların üzerinde değişik oyunların oynanmasına neden olmaktadır. Afrika, Asya ve Güney Amerika’da yer alan birçok ülke zengin madenleri bulunduğu için gelişmiş ülkelerin sömürü hedefi olmuştur. Bu amaca kolayca ulaşmak ve çok daha ucuza bu kaynakları temin etmek için ülkelerde dikta rejimleri desteklenmiş, yapılan ticaretten daha fazla pay almak isteyen yerli halklar bastırılmıştır.
Bilim ve teknolojinin gelişmesi madencilikte kullanılan araçların güvenli hale gelmesini sağlamışsa da bu işkolunda yaşanan kaza ve ölümlerin yaşanmadığı bir dönem yoktur. Madencilik, maden çalışanlarının maruz kaldığı tehlikeler açısından kayda değer bir değişiklik göstermemekte, geçen yıllar içinde yaşanan kazalarda ölü ve yaralı sayıları azalıyor olsa da madencilik tarihimizin en tehlikeli mesleği olmaya devam etmektedir. Madenlerde, insan gücü yerine makinelerin kullanılmaya başlanmasıyla madenlerde çalışan sayıları azalmış ancak bu durum gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkelerde olduğu kadar etkili olamamıştır. İnsan gücünün daha ucuz olması madenlerdeki çalışmalarda makine kullanımı yerine tercih edilme nedeni olmaktadır. Madencilik günümüzde hala erken ölümlerle, meslek hastalıklarıyla, çok ölümlü kazalarla anılan bir meslektir.
Dünya’da yaklaşık 30 milyon kişinin madenlerde çalıştığı düşünülmektedir. Bunların yaklaşık 1/3’ü kömür ocaklarında çalışmaktadır. Belki 30 milyon çok büyük bir rakam değildir, ancak herbir maden işçisinin farklı sektörlerde bir başka işçiye iş yarattığı düşünülür ve bir de bu işçilerin geçindirdikleri aile fertleri düşünülürse, madencilik yaklaşık 300 milyon insanı yakından ilgilendiren dev bir sektördür.
Küçük ölçekli madenlerde çalışanların sayısı da hiç azımsanmayacak kadar çoktur. Küçük ölçekli madenlerde yaklaşık 6 milyon insan çalışmaktadır. Genellikle bu madenlerde çalışanların çoğu, güvenlik önlemlerinden ve iş sağlığı kriterlerinden çok uzakta çalışmaktadır. Bunlar çok düşük ücretlerle kölelik koşullarında işlerini yapmaktadırlar.
Madencilik kaza ve ölüm risklerinin en yüksek olduğu sektörlerden biridir. Dünya’da çalışanların sadece %1’i madenlerde iken, meydana gelen ciddi kazaların %8’i madencilik sektöründe olmaktadır. Bu gerçekten çok yüksek bir orandır. Bunun için madencilik sektörünü ilgilendiren 1931 tarihli 31 no’lu, Kömür Madenlerinde Çalışma Saatlerini konu alan ILO sözleşmesi kabul edilmiştir. 176 no’lu Madenlerde Sağlık ve Güvenlik konulu sözleşme ise 1995 yılında kabul edilmiştir. Bunu tamamlayıcı nitelikteki ILO Tavsiye Kararı’nın numarası ise 183’tür.
II- MADENCİLİK SEKTÖRÜNDE KAZALAR, HASTALIKLAR VE TEHLİKELER
II.1. Kazalar
Kömür madenlerindeki kömür damarlarından metan gazı açığa çıkabilmektedir. Bu nedenle madenlerde metan gazı dedektörleri bulunmakta ve metan gazı seviyesi belli bir değerin altında tutulmaya çalışılmaktadır. Madenlerin havalandırılması, metan gazı yoğunluğunun belirli bir seviyenin altında tutulması ve oksijen miktarının belirli bir seviyenin üzerinde tutulması açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Madenlerde metan gazı birikmesini engellemek için kullanılan bir diğer yöntem metan drenajlarıdır. Metan drenajı, kömür ocaklarında damar ve tabakalardan ocak atmosferi içine nüfuz eden grizunun çalışma alanı dışına atılmasında kullanılan bir yöntemdir. (1)
Magnezyum, alüminyum, çinko, kalay, demir gibi metalik tozlar, kömür, piritli cevherler, organik tozlar ortam havasına belirli bir konsantrasyon karışması durumunda hava patlayıcı hale gelir. Normal koşullar altında katı bir kömür parçası yanıcıdır. Ancak, ufalanarak ince toz haline getirildiğinde tutuşucu ve patlayıcı bir hal alır. Kömür tozu patlamaları üzerinde yapılan araştırmalar ve yaşanan olaylar aşağıdaki önemli bulguları ortaya çıkarmıştır. Kömür tozu küçük bir metan patlamasını büyük bir patlamaya dönüştürebilir. Ayrıca, yanan bir toz bulutunun alevi bir gaz birikintisine ulaştığında gazı patlatabilir. İnce ve kuru kömür tozlarının varlığı grizunun alt patlama sınırını daha aşağıya indirebilir. Patlama kömür tozunu da içeriyorsa önemli miktarda karbonmonoksit gazı oluşabilmektedir. Toz patlamasının olabilmesi için havada askıya geçmiş bir toz bulutunun ateşleyici bir kaynakla temasa geçmesi gerekmektedir. Araştırmalar ocaklarda metan-hava karışımlarını patlatabilecek her türlü kaynağın bir toz bulutunu da patlatabileceğini göstermektedir. Ancak ocakların en tozlu yerlerinde bile askıdaki tozlar patlayıcı bir toz bulutu oluşturamazlar. Patlama için önemli olan tavan, taban ve yan duvarlarda birikmiş olan toz olup, bunun bir darbe etkisiyle gruplanarak havaya karışması gerekmektedir. Yani bir patlamanın olabilmesi için çökmüş tozu havalandıracak bir etken ile bulutu ateşleyecek etkenin bir araya gelmesi gerekmektedir. (1) Bu açıdan kömür madenleri diğer madenler arasında en çok kazanın yaşandığı ve bu kazaların sonucunda çok sayıda ölümle karşılaşılan bir alandır.
Metan kömür madenleri dışındaki diğer madenlerde de bulunmakla birlikte yerel cebri çekişli havalandırma ile seyreltilebilir ve yoğunluğu azaltılmak yoluyla tehlikesi sınırlandırılabilir. Kömür madenlerinde, kömür tozunun oluşmasını engellemek için, her türlü önlemler alınmasına karşın yine de patlama kaçınılmaz olabilir. Yerde 0.012mm kalınlığında bile oluşacak kömür tozu havada asılı kalırsa patlamaya neden olur. Bu gerçekten çok büyük bir risktir. Ancak dolomit, alçıtaşı ve kireçtaşı gibi alevlenmeyen maddeler toz haline getirilerek yere serpilirse patlama riski azaltılmış olur.
Madenlerde kullanılan gezgin makinalar, dizel benzin ve hidrolik sıvılar içermekte olup; bunlar patlayıcı ve yanıcıdır. Elektrikli aletler ve dizel motorlar ise ateşleme ve yanma için birer kaynaktır. Yanabilme ve patlayabilme özelliğine sahip bu maddelerle, bunları ateşleyecek olan ekipmanların birlikte bulunması oldukça risklidir. Bunlarla birlikte bu yanıcı maddelerin yanında sigara içilmemeli, ateş yakılmamalı ve makinaların aşırı ısınarak kısa devre yapması engellenmelidir. Tersi durumda, patlamalar ve yangınlar kaçınılmaz olacaktır.
Bütün bu yanma ve patlama risklerini azaltmak konusunda alınabilecek yukarıda sayılan önlemlerle birlikte sızıntı olduğu zaman uyarı veren cihazlar, alevlenme olduğu zaman yangını anında haber veren ve müdahale eden otomatik yangın söndürücü sistemlerin kullanılması hem kazaları önleme hem de can kurtarma konusunda büyük bir öneme sahiptir.
Yer altı madenciliğinde kullanılan üretim şekillerinden biri oda topuk yöntemidir. Temel olarak, cevherin üretimi sırasında, madenin üzerinde oluşan yükü dengelemek için bırakılan topuklar ve üretimin gerçekleşmiş olduğu odalardan oluşur. Oda topuk yöntemi genelde kömür, demir ve bakır madenlerinde tercih edilir. Yöntemde en önemli olan, topukların boyutlarıdır. Bırakılan topuklar çok küçük olursa, tavanın oluşturduğu yükü dengeleyemez ve maden çöker.Ancak topuklar çok büyük bırakılırsa, üretilmesi gereken cevher ocak içinde bırakılacağından, yapılacak üretimin miktarı azalır. (2) Zayıf topuklardan birinin çökmesi durumunda çevre topuklara daha fazla yük düşeceğinden, çökme, domino gibi yayılabilir.
II.2. Hastalıklar
II.2.1. Kimyasal Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
Kristal kuvars (silis tanecikleri) madenlerde ve taş ocaklarında çalışanların en çok karşı karşıya kaldıkları tozdur. İçinde silis bulunan taşlar kırıldığında, parçalandığında ve ufalandığında solunabilir silis tozları ortaya çıkar. Bu işlemler yapılırken dibe doğru derin çukurlar açılır ve bunun için ister elle olsun ister büyük makinalar yardımıyla olsun toprak kazılır. Bu sırada ortaya bol miktarda silis tozu çıkar. Bunun solunması gerçekten çok tehlikelidir. Belirli bir süre(miktarına bağlı olarak aylar yada yıllar) boyunca bu toza sunuk kalınırsa silikoz* adı verilen bir tip pnömokonyoz* gelişir. Tüberküloz, akciğer kanseri ile artrit* gibi otoimmün* hastalıklara da neden olmaktadır. Silis tozu, toprak yeni kazıldığında çok daha tehlikelidir. Daha önce ortaya çıkmış ve bir yerde kalmış silis tozunun yeniden solunması yeni kazılarak taşlardan ortaya çıkan taze tozun solunması kadar tehlikeli değildir.
Solunabilir kömür madeni tozları da son derece tehlikelidir. Bu tozların içinde silika, kireç ve kil de bulunur. Madencilik operayonları sırasında kullanılan makinalar ve teknikler ortamda sürekli olarak tozun bulunmasına neden olmaktadır. Ayrıca madenlerin yerin altında olması ve çalışılan alanın dar olması bu tozlarla teması arttırmaktadır. Bu tozlara sunuk kalmanın sonucunda kömür madencileri pnömokonyozu* oluşur. Bu tozları yoğun olarak solumak kronik bronşit* ve amfizem* hastalıklarına neden olabilir.
Kömür ocaklarında bulunan gazlar ve neden oldukları hastalıklar aşağıdaki tabloda açıklandığı gibidir. Metan, kömür ocaklarında patlamalara en çok neden olan gazdır. Bu riski azaltmak için, kömür ocağının duvarlarının yüzeyine yanıcı ve patlayıcı olmayan kireçtaşı tozu serpmek etkili olmaktadır. Aşağıdaki tabloda bazı gazlar ve yarattığı tehlikeler listelenmiştir.
Gazlar
Tehlikeler
Metan
Patlama, yanma ve asfiksi*
Karbon monoksit
Asfiksi*
Hidrojen Sülfür
Göz ve solunum yollarının tahriş olması
Oksijen kıtlığı
Anoksi
Dizel motor dumanı
Solunum yollarının tahriş olması, akciğer kanseri*
Azot oksitler ise madenleri kazmak konusunda patlayıcı olarak kullanılır. Bu nedenle patlatılan alan öncelikle hava almayan bir yer ise havalandırılmalıdır. Aksi takdirde solunum yollarını tahriş eder.
Cıva buharına sunuk kalmak cıva zehirlenmesine neden olur ve bu risk altın ve cıva madencileri için oldukça yüksektir.
Altın ve kurşun madencilerinin arseniğe sunuk kalmaları ise akciğer kanseri* olma riskini beraberinde getirmektedir.
Poliüretan köpükler ve formaldehit gibi bazı plastikler madenlerde kullanılmaktadır. Bu maddelere sunuk kalma sonucunda bazen, madenlerde çalışan işçilerin allerjik reaksiyon göstermeleri nedeniyle işe devam etme mümkün olmaktan çıkmaktadır. Ayrıca bu maddeler kanserojendir.
II.2.2.Fiziksel Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
Madencilik sektöründe birçok makine kullanılmaktadır. Bu makinalar yaptıkları iş gereği oldukça yüksek seviyede gürültü çıkartmaktadırlar. Ayrıca madenlerin yerin altında, derinlerde olma durumunda ise kapalı ortam, gürültünün açık havada olduğu gibi yayılmasını engellemekte ve kulaklar için ciddi tehditler oluşturabilmektedir.
İyonize radyasyon da madencilik sektöründe var olan önemli tehlikelerden biridir. Radon, madenlerde sert kayalıkları kazmak için kullanılan patlatıcıların, taşları eritmesiyle ortaya çıkabilir. Ayrıca madenlerin derinliklerine sızmış da olabilir. Radon, bir gaz olduğu için solunulması ve uzun süreler sunuk kalınılması durumunda akciğer kanserine* neden olabilir çünkü radon kanserojendir.
Isı da madencilik sektörü için önemli risklerden biridir. Madenlerde her 100 metrede ortam ısısı 1 derece yükselmektedir. Dolayısıyla bazı derin madenlerde duvarların sıcaklığı 40 dereceye kadar yükselmektedir. Buna ek olarak, kullanılan makinaların yaydığı ısı da ortamın sıcaklığını arttırmaktadır. Havalandırma koşullarının kötü olması ve nemli ortamın hissedilen ısıyı arttırması bir de işçilerin dar alanda çalışırken terlemeleri durumu iyice kötüleştirmektedir.
Aynı zamanda bazı madenlerde 4000-5000 metre gibi çok yükseklerdedir. Buralarda çalışan madencilerde ise düşük hava basıncına bağlı yükseklik hastalığı* görülür.
III- MADEN İŞÇİLERİ İÇİN SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Tozlar(silika, kireç ve kil), daha önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi solunulması durumunda ciddi hastalıklara neden olmaktadır. Toprak ve taşlar kazılırken ortaya çıkan tozlardan kurtulmak veya azaltmak için toprağı delen makinalar bir taraftan da içinde bir parça deterjan bulunan su püskürtebilirler ki bu tozların toplanarak dinmesine yardım eder. Ayrıca yerel cebri çekişli havalandırma aygıtları ve vantilatörler kullanılabilir.
Metan gazı da patlamalara neden olmaktadır. Bu gaz, yerel cebri çekişli havalandırma cihazları ile seyreltilebilir ve yoğunluğu azaltılmak yoluyla tehlikesi sınırlandırılabilir. Kömür madenlerinde, kömür tozunun oluşmasını engellemek için, her türlü önlemler alınmasına karşın yine de patlama kaçınılmaz olabilir. Yerde 0,012mm kalınlığında bile oluşacak kömür tozu havada asılı kalırsa patlamaya neden olur. Bu gerçekten çok büyük bir risktir. Ancak dolomit, alçıtaşı ve kireçtaşı gibi alevlenmeyen maddeler toz haline getirilerek yere serpilirse patlama riski azaltılmış olur.
Bütün bu yanma ve patlama risklerini azaltmak konusunda alınabilecek yukarıda sayılan önlemlerle birlikte gaz sızıntısı olduğu zaman uyarı veren sızıntı uyarı aygıtlarının, alevlenme olduğu zaman yangını anında haber veren ve müdahele eden otomatik yangın söndürücü sistemlerin kullanılması hem kazaları önleme hem de can kurtarma konusunda büyük bir öneme sahiptir.
Madencilik sektörü doğası gereği sayısız risk unsurunu içinde barındıran insan yaşamı açısından son derece tehlikeli bir sektördür. Sektörde çalışmanın yarattığı tehlikelerin en aza indirilebilmesi için Kişisel Koruyucu Donanımlar mutlaka kullanılmalıdır.
Madenlerde dar yerde çalışılmakta, göçük ve taşların düşmesi gibi riskler her zaman bulunmaktadır. İnsan kafası, insan vücudunun en hassas bölgelerinden biridir ve çok dikkatle korunması gerekir. Çarpmalar sonucunda yarılmalar, kanamalar ve hatta ciddi travmalar söz konusu olabilir. Bu nedenle kafa koruyucu donanımlar olan baretler, kasketler ve başlıkların takılması zorunludur. Elbette bu başlıkların sağlam maddelerden yapılması gerekmektedir. Ayrıca çarpmanın ötesinde nemli ortamlarda çalışırken başlığın yanlarının akan suyu durdurabilmesi için yukarı bükük olması da önemlidir.
Madenler karanlık olduğu için işçiler, başlıklarının üstünde lamba taşırlar. Bu lambalar ortamı aydınlatır ve rahat çalışmaya yardımcı olurlar. Lambaların kullanışlı olması için; istenilen sürede gereksinim duyulan aydınlığı sağlaması, rahatça başlığa takılabilir olması, olabildiğince hafif olması ve sağlam olması gerekmektedir. Son zamanlarda tungsten filament lambaların yerini halojen olanlar almıştır. Bu yeni lambalar, aydınlatma kanusunda 3-4 kat iyileşme sağlamış ve öyle ki planlanandan uzun süren işler için bile yasanın öngördüğü aydınlatma düzeyleri, işin sonuna kadar sağlanabilmektedir. Pil teknolojisinin de kullanılan aydınlatma aygıtının verimliliği açısından büyük önemi vardır. Kurşun asit piller hala sektöre egemen olsa da son zamanlarda aynı performansı gösteren daha hafif olan nikel-kadmiyum piller de kullanılmaya başlanmıştır.
Ayrıca son zamanlarda pillere entegre edilen radyo alıcıları sayesinde Çok Düşük Freakans ile yapılan yayınlar sayesinde haberleşmek, lambaların yanıp sönmesi sağlanabilmektedir.
Dünyanın pek çok yerinde yapılan madencilik işlerinde, göz ve yüz koruyucu maskeler, gözlükler ya da yüzü tamamen koruyan siperlikler (maskeler) kullanılmaktadır ve bunları kullanmak pekçok ülkede İş Sağlığı Güvenliği Mevzuatlarınca zorunlu kılınmıştır.
Genellikle madenlerde çalışan işçiler koruyucu gözlükler takmaktadırlar. Yapılan iş için bu yeterli olarak görünmektedir. Ancak çalışılan ortamda bulunan toz ve taşlar plastik yüzeyi tahrip etmekte ve çiziklerden ötürü görüntü bozulmaktadır. Bir süre sonra daha iyi koruma sağladığı için kullanılan, özel polycarbonlardan geliştirilmiş ‘plastik gözlükler’ yerine, ‘cam gözlükler’ tercih edilebilmektedir. Eğer kimyasal bir maddenin sıçraması gibi bir tehlike varsa tam bir koruma için ‘goggle tipi’(göze hava ve diğer maddelerin temasını tamamen engelleyen her yanı korumalı gözlük) gözlük kullanılmalıdır.
Madencilik sektöründe kullanılan makinaların çıkardığı tozlar ve dumanlar, kömür madenlerinde bulunan kömür tozları, patlayıcıların arkalarında bıraktıkları dumanlar ve buharlar, kaynak yapılırken ortaya çıkan dumanlar, asit gazları ve kullanılan kimyasal maddelerin kokuları solunum yolları açısından tehlikeli olabilmektedir. Bu nedenle işler yapılırken solunum koruyucu donanımlar kullanılmalıdır. Genellikle sıradan solunum maskeleri yapılan işler için yeterli olmaktadır. Ancak bu toz maskeleri, havayı ve tozları süzmek konusunda yeterli değil ise, o zaman havayı süzen solunum aygıtları ve hatta gerekirse tüplü solunum aygıtları bile kullanılabilir.
Ortamda bulunan ve tehlikeli olduğu bilinen gazların,dumanların ve tozların miktarını ölçen cihazlar kullanılabilir ve böylece tehlikeli olan seviyenin altına düşünceye kadar koruyucular takılabilir.
Uranyum madenlerinde bulunan radyonüklit partiküller ve asbest madenlerinde bulunan asbest liflerini süzmek için özel maskeler ya da havayı temizleyen solunum cihazları kullanılmalıdır.
Madenlerde çalışırken kayma olasılığı olduğu için giyilen ayak koruyucu botların lastik-kauçuk olması gerekmektedir. Ayrıca botların ayak parmaklarını koruyabilmesi için çelik burunla ön kısmı kaplanmış olmalıdır. Isı ve suya karşı da gereken korumayı sağlaması önemlidir.
Cildi korumak için giyilen koruyucu giysilerin soğuk ve sıcak ortamlara uygun olarak seçilmesi terlemeyi ve üşümeyi engeller. Eller sürekli kullanıldığı için işe uygun el koruyucu donanımlar olan eldivenler takılmalı eğer eldiven kullanılamıyorsa o zaman da koruyucu kremler kullanılmalıdır.
Madencilik gürültünün çok olduğu bir sektördür. Buna karşı kulakların işitme kaybına uğramaması için kulaklıklar(manşonlu) veya kulak tıkaçları kullanılmalıdır.
IV- BÜYÜK MADEN KAZALARI ÖRNEKLERİ

Yaşanmış en büyük maden işletmesi kazası 1942 yılında Çin’in Liaoning Bölgesi’nde bulunan Honkeiko Kömür Madeni’nde yaşanmıştır. Gaz ve kömür tozunun patlaması sonucu oluşan alevler maden kuyusu girişine kadar ulaşmış ve 1549 kişinin ölümüne yol açmıştır. Kuyunun içinde devam etmekte olan yangının büyümesini engellemek için havalandırmanın kapatılması ve kuyu ağzının mühürlenmesi nedeniyle ölümlerin çoğunun karbon monoksit zehirlenmesinden kaynaklandığı raporlanmıştır.(3)
Fransa’da bulunan Courrières Maden Ocağı’nda meydana gelen patlamada 1099 maden işçisi yaşamını yitirmiştir. Patlamanın yaşandığı 10 Mart 1906 gününden bir gün önce yerin 270 metre altında bir yangın başladığı tespit edilmiş ve yangının oksijensiz kalarak sönmesi için ocak giriş ve çıkışları kapatılmıştır. Ertesi sabah devam etmekte olan yangının bulunduğu alanda, muhtemelen duvarlardaki çatlaklardan sızan yanıcı gazlar ve kömür tozundan kaynaklanan bir patlama olmuş; ocağın derin tünelleri ve yüzeyine kadar yayılan alevler bu bölgelerde çalışanların ölümüne yol açmıştır. Çıkan yangının nedenleri günümüzde hala belirlenememiştir. (4)(5)
1965 yılında Hindistan’ın Dhanbad Kömür Madeni’nde gerçekleşen patlamada 375 madenci yaşamını yitirmiştir. Grizu ve kömür tozunun patlayıcı hale getirdiği ortam havasının tutuşturucu bir kaynakla biraraya gelmesi sonucu patlama yaşanmıştır. Kesin olmayan bilgilere göre tutuşturucu, yeraltına giren bir madencinin fenerinden kaynaklanmıştır. Maden Ocağı yönetimi tutuşturma kaynağının kasıtlı olarak kullanıldığını iddia etmektedir. (6)
Japonya’nın Mitsui Miike Kömür Madeni’nde 1963 yılında yaşanan kömür tozu patlaması sonucunda 458 kişi ölmüş ve 833 kişi yaralanmıştır. Yerin 500 metre altında gerçekleşen patlama nedeniyle birçok bölgedeki tünellerin tavanları çökmüş ve madenciler yeraltında mahsur kalmıştır. Çalışanlar, yanma sonucu açığa çıkan karbonmonoksit gazını solumak durumunda kaldıkları için bulundukları yerlerde can vermişlerdir. (7)
Geçen yıllar ve teknolojik gelişmeler maden kazalarındaki ölümlerin sayısını azaltabiliyor olsa da kazaların nedenleri değişmemektedir. 2016 yılının Şubat ayında Rusya’da bulunan bir kömür madeninde meydana gelen grizu patlaması sonucu 36 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu kazadan yaklaşık bir ay sonra Çin’de bulunan bir kömür madeninde grizu patlaması meydana gelmiş ve 12 kişi yaşamını yitirmiştir.(8)
Şili’de bulunan El Teniente Bakır Madeni’nde yaşanan yangında açığa çıkan karbonmonoksit gazı 355 kişinin ölümüne neden olmuştur. 1945 yılında yaşanan bu kazada acil çıkış için kullanılacak bölümlerin işaretlemeleri yetersiz olduğu için çalışanların yeraltından çıkamamış olabilecekleri düşünülmektedir. 3 gün süren arama kurtarma çalışmalarında ne yazık ki başarıya ulaşılamamıştır. (9)
Amerika’nın en büyük maden kazası olarak tarihe geçen Monongah Kömür Madeni Felaketi’nde çoğunluğu İtalyan göçmenler olan 362 kişi yaşamını yitirmiştir. 1907 yılında yaşanan kazanın kömür tozu ve metan gazı patlamasının ardından havalandırma sistemi, kazan dairesi ve çıkış yolları kullanılamayacak duruma gelmiş ve çalışanların ocağın içinde havasız kalmasına neden olmuştur. Kömür tozu ve metan gazı karışımının patlamasına neden olan tutuşturucu kaynağın elektrik arkı veya kapalı sistemli olmayan ışıklar olabileceği belirtilmiştir. Monongah felaketinden kurtulan tek kişi, kazadan 19 yıl sonra, başka bir madende çalışırken can vermiştir. (10) Aynı duruma, Soma Madeni Kazası’nda sağ kurtulan çalışanlardan birinin bir sene sonra Amasya’da bulunan Suluova ilçesindeki madende göçük altında kalarak ölümü ile tanıklık etmiştik.
1960 yılında Güney Afrika’da bulunan Coalbrook kömür madeninde yaşanmış olan kazada 435 kişi göçük altında kalmıştır. 21 Ocak günü yerin 900 metre altında çalışan yaklaşık 1000 madencinin yarıya yakını eğimli kuyuyu kullanarak yeraltını terkedebilirken 435 madenci çökme sonucu kapanan kaçış yollarına ulaşamamıştır. 1952 yılından itibaren en iyi topuk genişliği ve derinliğini bulabilmek için madende yapılan deney sonucunda topukların yanlardan küçültülerek daha çok ve kaliteli kömür çıkarma çalışmaları sonucu topuklara binen yükün artması çökmenin başlamasına neden olmuştur. İlk çöken topukla birlikte 3 kilometrekarelik alandaki tüm topuklar çökmüştür. Mahsur kalan madencileri kurtarmaya gelen ekipten iki kişi de madenden çıkmayı başaramamıştır. Yaşanan bu kazadan sonra Güney Afrika hükümeti kömür madenlerinde topuk sağlamlığı ve maden işlerinde güvenlikle ilgili çalışmalar yapmış ve göçük altında kalanlara ulaşabilmek için kullanılacak kurtarma ekipmanları edinmiştir. Bu ekipmanlar, 2010 yılında Şili’nin Capiopa’da mahsur kalan madencilerin kurtarılmasını sağlayan ekipmanlarla benzer özelliktedir. (11)
5 Ağustos 2010 tarihinde başlayıp başarıyla sona eren kurtarma operasyonu, Şili’nin Copiapo madeninde mahsur kalmış 33 madencinin gün ışığına tekrar kavuşmasını sağlamıştır. Copiapo bakır ve altın madeninde yerin 700 metre altında ve madenin çıkışından 5 kilometre uzakta bir yaşam odasına sığınarak hayatta kalmayı başaran madenciler 69 gün sonra yeryüzüne çıkarılmıştır. (12)
13 Mayıs 2014 tarihinde Soma Madeni’nde çıkan yangın sonucu 301 kişi yaşamını yitirmiştir. Vardiya değişimi sırarında çıkan yangında maden girişinin 400 metre aşağısında bulunan çalışanlar çıkışa ulaşabilmişken, yerin 800 metre altında bulunan yaklaşık 300 kişi çıkışa ulaşamamış ve yangın sonucu oluşan karbonmonoksit gazından zehirlenerek ölmüştür. Kazanın incelendiği bilirkişi raporuna göre kaza nedeni, trafo önünde topuk olarak bırakılan kömürün kendiliğinden yanmasıyla başlayan yangının temiz havayla buluşması ve tam yanmaya dönüşmesiyle birlikte, ortamda bulunan diğer yanıcı malzemelerin de tutuşmasıdır. Su ile soğutma yapılması sonucunda ortaya çıkan zehirleyici ve boğucu gazların ortama yayılması, madencilerin karbonmonoksit gazına maruz kalmasına neden olmuştur. Yaşanan felaketin sonucunun büyüklüğünü etkileyen diğer etkenlerden birinin üretim zorlaması olduğu tespit edilmiştir. Soma Madeni’nde planlanan üretimden 2-2,5 kat fazla üretim yapıldığı saptanmıştır. Ayrıca, madende düzenli olarak yapılan sıcaklık ölçümü sonuçlarındaki artış izlenerek, kömürün kendiliğinden yandığı saptanabilecekken, kazanın yaşandığı aydan önceki bir ayda madendeki sıcaklığın 5 °C artmış olması ve konuyla ilgili herhangi bir önleyici çalışma yapılmamış olması kazanın göz göre göre yaşandığını göstermektedir. Kaza sırasında çalışanların mahsur kaldıkları yerlerde yeterli miktarda oksijene ulaşamamalarında önemli etkenlerden biri maden giriş ve çıkışındaki basınç farkından yaralanarak çalışan havalandırma sisteminin gerektiğinde hava akımını ters yöne çevirebilecek özellikte olmamasıdır. Bu durum kurtarma sürecini olumsuz etkilemiştir.(13) Soma maden kazasıyla gündeme gelen yaşam odalarının zorunluluk haline getirilmesinden vazgeçilmesi üzerine madencilerin yeryüzüne güvenli şekilde çıkışını kolaylaştıracak hayat hattı zorunluluğu getirimişse de; uygulama 2017 yılına ertelenmiştir.
*
Akciğer kanseri, yapısal olarak normal akciğer dokusundan olan hücrelerin gereksinim ve kontrol dışı çoğalarak akciğer içinde bir kitle (tümör) oluşturmasıdır. Burada oluşan kitle öncelikle bulunduğu ortamda büyür; daha ileriki aşamalarda ise çevre dokulara veya dolaşım yoluyla uzak organlara yayılarak (karaciğer, kemik,beyin vb. gibi) hasara yol açarlar. Bu yayılmaya metastaz adı verilir.
Amfizem, akciğerlerin en ufak birimi olan hava keseciklerinin (alveoller) harap olduğunda ortaya çıkar. Amfizem akciğerlerdeki alveollerin genişlemesi ve yapılarının bozulmasıdır. Klasik belirtisi nefes darlığıdır.
Artrit, eklemlerin iç yüzlerini etkileyen iltihabi bir hastalıktır. Uzun süreli ve tekrarlayıcı bir hastalık olan romatoid artrit zamanla ilerleyerek kötüleşme gösterebilir. Artrit yalnız eklemleri değil bütün vücudu da etkileyebilir. Şekil bozukluğuna neden olabildiği için çeşitli sakatlıklara yol açabilir. Hastalık bütün eklemleri etkileyebilir, ancak en çok el ve ayak bileklerinin küçük eklemlerinde gözlenmektedir. Artrit tek bir hastalık değildir, 100’den fazla farklı hastalık artrit ile ilişkilidir. Dirsek ekleminde zorlanmaya bağlı kas liflerinde yırtık (tenisçi dirseği= lateral epikondilit) gibi basit romatizmal hastalıklardan, romatoid artrit (RA) gibi tüm vucudu etkileyen ağır hastalıklara kadar farklı hastalık formları bu grupta yer almaktadır. Sistemik lupus eritematozus gibi artritle ilişkili ancak vücudun akciğer, kalp ve böbrekler gibi hayati organlarını etkileyebilen romatizmal hastalıklar da artritle olan ilişkileri nedeniyle bu grupta yer almaktadır. Hastalar arasında bilinen adıyla kireçlenme(artroz) bu grubun en bilinen hastalığıdır ve pek çok hasta tarafından romatizma denince akla yanlızca bu hastalık gelmektedir. Bu hastalıkların temel ve ortak belirtisi kas eklem ağrıları olduğundan artrit ya da romatizmal hastalıklar olarak adlandırılmaktadırlar. Genellikle eklem ağrısının nedeni eklem yüzlerini kaplayan zarların (sinovya) mikrobik olmayan iltihabıdır(inflamasyon).
Normal solunum ile akciğer keseciklerinden kan geçmekte ve kandaki karbondioksitte akciğer keseciklerine geçmektedir. Eğer çeşitli nedenlerle bu işlemler yapılamaz ise, kandaki karbondioksit düzeyi yükselir.Buna asfiksi (boğulma) denir.
Bronşit, akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanmasıdır. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrılır.
1- Akut Bronşit: Genellikle grip, kızamık, boğmaca veya tifo gibi hastalıklar sırasında görülür.
2- Kronik Bronşit: Bu çeşit bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyümüş, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmuştur.
Cıva; hava, su ve toprakta bulunabilen bir elementtir. Cıva; ayna sırlamasında, altın ve gümüş üretiminde, ilaç yapımında, pestisit, pigment ve pil üretiminde, termometrelerde, barometrelerde, vakum tulumbalarında, florasan lambalarda ve redresörlerde kullanılır. Cıva saçıldığı zaman yüzeye güçlü bir şekilde bağlanır ve oda sıcaklığında yavaş yavaş görünmeyen kokusuz ve zehirli bir buhar halinde ortam atmosferine karışır. Cıva buharlarının solunması son derece tehlikelidir ve cıva zehirlenmesine neden olur. Cıva döküldüğünde hemen toplanması ve dökülen zeminin mutlaka temizlenmesi gerekir. Cıvanın dağıldığı zemin, kükürt tozu serpilerek özenle silinmelidir. Zehirlenme son derece tehlikeli olduğu için mutlaka sağlık yardımı alınmalıdır.
Kömür madencileri pnökonyozu, büyük miktarda kömür tozunun akciğerde depolandığı amfizem ile karakterize edilen bir pnömokonyozdur.
Otoimmün hastalıklarda, bağışıklık sistemi vücudun kendine ait olan bazı dokuları yabancı gibi algılayarak bunlara karşı antikor üretir ve bu, dokulara zarar verir.
Pnömokonyoz, genellikle bazı özel iş koşullarında çalışan kişilerde inorganik toz yada zerrecikli maddenin akciğerlerde depolanması ve buna bağlı olarak gelişen doku reaksiyonu ile ilgili durumdur. Asbestos ve silikoz bu gruba giren hastalıklardandır.
Silikoz, serbest silis taneciklerinin (Kristal kuvars) solunum yoluyla alınması sonucu meydana çıkan, sanayi parçacıklarının yol açtığı ağır bir hastalıktır. Madencilik, taş kesme, taşocağı çalışmaları (özellikle granit), yol ve bina inşaatı, dinamitle kayaları patlatma ve çiftçilik, serbest silise sunuk bırakan mesleklerdir. Belirtilerin meydana gelmesi için genellikle 15-20 yıl bu parçacıklara sunuk kalmak gerekir. Fakat silise yoğun şekilde sunuk kalınan kapalı alanlarda patlatma, yüksek kuvars içeren kayaları delerek tünel açmak ve temizleme tozu imalatı gibi işlerde çalışan korumasız işçiler bir yıldan kısa bir sürede silikoza tutulabilirler.
Verem, (Tüberküloz) olarak da adlandırılan verem hastalığı insanlık tarihinin ilk çağlarından itibaren görülen en eski hastalıklardan birisidir. Verem esas olarak akciğerleri tutan ve bunun yanı sıra diğer birçok organda da yerleşebilen Mycobacterium Tuberculosis (Koch basili) mikrobunun oluşturduğu bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi hücreleri savaşmalarına karşın mikropların tamamını genellikle öldüremez. Basiller akciğerlerde yuvalar oluşturmasına neden olur. Verem en çok omurga, kalça kemikleri, lenf bezleri, böbrekleri etkiler. Hastalığı, yalnızca akciğer veremi olan kişiler yayabilir. Bu kişilerin öksürmesi, konuşması ve hapşırması sonucu mikroplar damlacık şeklinde havaya atılırlar. Ortamda bulunan diğer sağlıklı kişiler havada asılı kalan bu mikropları soluk alırken akciğerlerine alırlar. Kaşık, çatal, bardak gibi eşyalardan hastalık bulaşmaz. Verem mikrobu vücuda girdikten sonra uzun süre hastalık yapmadan kalabilirler. Bu dönemde vücut tarafından oluşturulan verem mikrobu bulaştığını genellikle bilmez.
Yükseklere çıkıldıkça atmosfer basıncı azalır. Bununla birlikte oksijen basınıcının daazalması dokulara az oksijen gitmesine neden olur. 3.500 metre yükseklikten sonra dokulara giden oksijen gittikçe azalır ve yükseklik hastalığına neden olur. Bulantı, baş ağrısı, yorgunluk, uyuyamama ve iştahsızlık görülür. Bazen akciğer ve beyinde ödem oluştuğu için ölümler bile görülebilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close